Torbeşler üstüne 2

Posted by avni engullu | Posted in , , , | Posted on Pazar, Eylül 27, 2009

Bu yörelerde ‘Torbeş’ sözcüğü asırlardır kullanılan bir sözcüktür.
Ancak hangi dile aittir?
Araştırmalarım bu sözcükle anılanları Türk gösterir…
Kuman, Peçenek kabilelerinin Balkanlara gelişleri, Slavlarla aynı zamana rastlar. Onlar, o kabilelerin torunlarıdır… Kumanova, Vardar, Şar onlardan kalma özel adlar… Ancak Torbeş sözcüğü Türkçe midir?
Makedonlar (oku: MANU) Torbeş sözcüğünün “torbaş’ tan geldiğini savunurlar!
Bu ne kadar doğrudur?
Gurbetçilikle uğraşırmışlar da, sırtlarındaki torbadan ötürü onlara 'torbaş' yani 'torbalı' demişler Makedonlar. Sözün Makedonca anlamı alınırsa, bu bir rivayettir! Bilimsel bir dayanağı yoktur… Arzuladıkları kadar bunu diyebilirler!.

Eskiden aynı torba Üsküp’te Makedon, Türk, Arnavut köylülerinde de vardı.

Hatırlıyorum. Üsküp'te de vardı. Eski evimizde bir kenara atılmış olarak duruyordu. Evde ona 'yancık' derdik. Kesilen kuzuların derisinden yapılırdı. Onun evimizde olması boşuna değildir. Eskilerden kimse kullanmıştır kesinlikle! Makedonların anlattıkları rivayet doğruysa, ben de Torbeş olmalıyım! Ancak hangi taraftandır Torbeşliğim?
Doğu Makedonya’da Yörükler arasında çok kullanılan bir eşyaydı o torba eskiden! Torbaya göre, Makedonları sevindireyim: Türkmen asıllı Yörükler de Torbeş'tir! Gagavuz asıllı, ama Müslümanlığı kabul eden Çıtaklar’da Torbeş'tir… Onu kullanan Arnavutlar da Torbeş'tir… Neredeyse herkes Torbeş'tir!

Ne yapabiliriz? Sayıca küçük milletlerin hastalığı, hep kedilerini büyütmektir!

Makedon Bilim ve Sanatlar Akademisi’nin (MANU) başka işi ne olacak! Kendine bir iş bulmuşlar oranın 'bilim adamları'!
Onların işine gelmeden önce, rastlantıyla ulaştığım ve sözcük olarak MANU ile ilgili bulduğum bir açıklamayı buraya ekleyeyim:

Manu, Sanskrit dilinde “düşünmek” anlamına gelen “man” sözcüğünden türetilmiş olup, sözcük anlamıyla “insan” anlamına gelen ve farklı geleneklerde farklı anlamlarda kullanılan bir terimdir.
Manu’dan Hint geleneğinde hem yasa koyucu olarak, hem insan türünü imal eden veya onun atası olarak, hem de manvantara yöneticileri olarak, kimi geleneklerdeyse yaşamış bir bilge olarak söz edilir.
Manu kavramının anlamları esas olarak dört grupta toplanır:

1. Hint geleneklerine göre, insan türünü meydana getiren, majik bilimlere vakıf Manu’lar,
2. Hint geleneklerine göre, insan soyunun atalarını (prototiplerini) meydana getiren Manu’lar,
3. Hint geleneklerine göre, her biri bir manvantara (Dünya gezegeninin ve üstündeki varlıkların tekamül sürecinin dönemsel bir özellik gösteren aşamalarından her birine verilen ad) boyunca Dünya’yı yöneten Manu’lar,
4. Ezoterik kaynaklara ve Rudolf Steiner’e göre, Manu, aynı zamanda, Atlantis kıtasının mevcut olduğu bir 'devirde' yaşamış ve inisiyelerini Orta-Asya’da örgütlemiş bir bilgenin adıdır.

Manu sözünün bir başka anlamını da öğrendik. Aranızdan kimse sorabilir: ne alaka?
Nasıl ne alaka? Ben MANU'nun ne anlama geldiğini bilirim... Ama insan isterse kolayca başka anlama da getirebilir.
Sözün anlamı bir bakıma 'bilge'dir. MANU'daki bilgelerse, başka türdendir!

Makedonya'nın aynı bu akademisinin son olarak yayınladığı ve tanıttığı 'meşhur antolojisinde' Arnavutlar ‘dağ insanı’ yolarak anıldılar.. Bizde bir söz vardır: ‘dağ insanı, hasta eder sağ insanı!’ Yani Arnavutları o kadara düşürdüler. Onların, bir parti başkanını sinir hastası gösterdiler… Akademisyenlerin hasta olmadıklarına dair ellerinde tasdiknameleri mi var? Kızmasınlar! Sadece sordum.

Bana gelen iletilerde dostlarım: Akademide Türk var mı, diye sordular. Başka birinin orada olduğunu sandıklarını, onun adını anarak yazdılar… Benim cevabım sevinç doluydu… Evet vardır… Sandığınız kişi değildir! Pırıl pırıl bir gencimiz, diyerek adını bildirdim. Yalnız, o orada çalışıyor. İlahiyat mezunu ve bilim doktorudur. Üye olan Arnavut'sa Profesör doktor'dur… Ne Arnavut akademisyenin ne Türk olanın konuyla olan resmi tepkilerine rastlamadım. Ama sonra öğrendiğime göre Arnavut akademisyenlerin sayıları birden fazlaymış. Ansiklopedi düzeltilmezse Akademiden istifa edeceklerini bildirmişler! Bakarsınız Makedoya'da bir Makedon akademisi bir de Arnavut akademisi olur!

Dostlardan gelen cevaplarda bir de tavsiye vardı: O Türk, ağırlığını koyup ya yazılanları eleştirsin ya da hemen istifa etsin! Tabii tavsiye onlarındı. Bana göre Arnavutlar, Türkten evvel istifa etmeli. Ancak aldığım haberler düşüncemi değiştirmeme sebep oldu! Antoloji, Plasnitsa ve Merkez Jupalı kardeşlerimi İslamlaştırmış Makedon ilan ediyordu! Türkün gene de istafasını istemiyorum. O, sadece Antoloji konusunda görüşünü belirtmeli. Türklerle ilgili bölümü hazırlayan  kişi, orada İslamlaştırılmış Makedonlar konusundaki tutumunun ona ait olmadığını açıkça duyurmalıdır! Tabii o bunu yapabilirse?

MANU’nun yaptığı hatalar çoktur!
Makedonya’nın nasıl bölüneceğini o bilgelerden gördük! Sonra başkan kalkıp yalanladı! Ama tutmadı. Halen herkesin kafasında o haritanın, onların 'bilgeliklerinin ürünü' olduğu söyleniyor!

Dahası MANU’nun bu tavırları bana savaşa sebep olan Sırbistan Bilimler ve Sanatlar Akademisi SANU’yu hatırlattı. Irkçı Sırplarla dolu olan SANU, verdiği açıklamalarla Yugoslavya'da savaşın başlamasına neden oldu! Savaş suçlusudur. Ama o SANU'dur (Sırp Bilimler ve Sanatlar Akademisi)! MANU değildir! SANU bir rastlantı olarak 'S' harfiyle başlıyor. Savaş da aynı harfle başlamaktadır! MANU ise  'M' harfiyle başlıyor. Gene bir rastlantı olarak manu (bilge) aynı harfle başlıyor! Yani MANU!

Savaşı ben anmadım.
Üsküp’te yayınlanan 'Dnevnik' günlük gazetesinin 28. 09. 2009 tarihli olanında iki Makedon köşe yazarı, aynı sözcüğü kullandılar köşe yazılarında. Onlar MANU'yu suçladılar! MANU başkanı 'incelemek gerekir' demekle hata üstüne hata işledi! ! Görünen köye kılavuz mu gerekir!'

Yazı uzadı. Farkındasınız herhalde. Sebep MANU'nun yayınladığı Ansiklopedidir. Bunu fark edenler soruyorlar: Neden? Evet, nedeni vardır... Anmak istemediğim bir şeyin kokusunu alıyorum... Allah göstermesin! SANU başlangıçta kalemiyle kazıyordu şey yazıyordu. Ama gördüğüm o ki, zaman o zaman değildir... Bu bambaşka zamandır! Dengeler de bambaşkadır!

Tarih: 30 Eylül 2009...

Tiran'da Makedonya büyükelçiliği önünde gösteriler yapıldı...
Kosova'da Makedonya büyükelçiliği önündeki protestolarda Makedonya bayrağı yakıldı...
Kalkandelen’de protesto yürüyüşü düzenlendi...
Üsküp'te tansiyon yükseldi!...
Gelen haberler Balkanlarda milliyetçiliğin (oku: ırkçılığın) tırmanışta olduğunu kalın harflerle bildirdi...
Dahası Balkanlara bakıldığında aynı havayı solumak mümkündür. Burada bir alıntı yapayım:
‘Bugün tüm Arnavut bölgesinde yükseltilen ve Arnavut halkına empoze edilen değerler sisteminin temelini “Avrupalı, Beyaz ve Katolik” Arnavut miti oluşturulmaktadır. Dün Tiran’da olan Cerc Kastrioti (İskender Bey) heykelleri bugün Üsküp ve Priştine’dedir. Arnavut halkının tarihi önderinin Türklere karşı savaşarak, Avrupa medeniyetini savunduğu iddia edilen bu şahısın (dini önderinin) Vatikan tarafından 'azize' ilan edilen Rahibe Terasa ve  Arnavut kimliğini Hıristiyanlık temelinde yeniden kurma gayretinde olan entelektüel önder (?) İsmail Kadare'nin olduğu anlatılmaktadır. Halk tabakası bilgisiz ve elit kesim ise yüzünü Batı’ya dönmüş haldedir.

Tüm bunlara rağmen Arnavut halkının doğru ve yeterli bir ilgi ile Müslüman Dünya’ya döneceğini söylemek mümkündür. Zira Müslümanlığa olan bu bakışın temel sebebini cahillik ve çaresizlik oluşturuyor. Makedonya gibi İslami geleneğin nispeten korunduğu bölgelerde Müslümanlık aleyhine olan propagandanın etkisinin daha zayıf olduğunu görebiliyoruz.

Kosova ise dini tanınma ile uğraşamayacak kadar siyasi tanınma ile meşgul. Yine, Kosova’daki siyasi kadronun hemen hemen tamamı eski Marksistlerden oluşmakta. Kosova Arnavutları için lider olarak öne çıkarılan İbrahim Rugova’nın ise ateist geçmişi ve Vatikan’a yakınlığı bilinen bir gerçeklik.’ (Davut Coşar’la ‘Arnavutlar bizim ciğerimiz’ röportajından alıntı, Gerçek Hayat Dergisi, 25 Eylül 2009)
Arnavutların İslam ülkelerinden beklentileri vardır. Makedonyadaki Müslüman Türklerin Türkiye’den beklentileri  olduğu kadar, Müslüman Arnavutların da aynıdır. Ama her Arnavut'ta bu beklenti kesinlikle yok.
Cümlelerimden bazıları  Türklerden kimilerini kızdırabilir. Ama ben Müslüman Türküm. Bilinmeli!

Türkiye’li belediyelerin Üsküpte düzenlediği iftar çadırları ve diğer gösterilere bakınız:
Çayır Belediyesi Başkanı İzzet Meciti ve o belediyeden olan Arnavutlardan başka birini görmeniz mümkün değildir. İktidar partisi olan Arnavut partisi lideri Ali Ahmeti, şu ana kadar yapılan hiçbir faaliyette yoktu. O, Avrupa’ya bakan biridir çünkü! Yalnız bana kalsa gözlüksüz bakıyor! Benden delil isteyeceksiniz: Cerc Kastriotinin heykelini Üskübe diken o ve onun partisidir. Müslüman Arnavutlar sorulmadan dikildi heykel!

Siz bana ‘neden bu konuya girdin’ diye soracaksınız? Konu Torbeş'lerdi... Cevap belli! Bakılan taraf ve kullanılan gözlükler önemliydi de ondan!
Bir başka tarafa baktığı belli olan MANU zihniyeti, Torbeş konusunu en çok işlemiştir! Başka gözlükten bakaraktan tabii!

Meseleyi anladınız değil mi?

Sözün Makedonca’sının rivayetini anlattım. Başka açıklama yok zaten!
Yapıldıysa da boştur!

Şimdi sözün Türkçe anlamına geleyim.
Makedonlar haklıdır diyeceğim. Sözcük: Torbeş’tir!
Şaşırdınız mı? Şaşırmayın!
Evet, Torbeş'tir!
Türkçe’nin İstanbul ağzında, sözcüklerin yumuşatılması vardır. Kardaş denmez. Kardeş denir… Ama bu yumuşatma Rumeli'de daha belirgindir: dayler (dağlar), Aliş (Ali), ayler (ağlar) vs… Buna göre Torbaş değil, 'Torbeş'tir…

Şimdi işler karıştı…
Daha da karıştırayım!

Bildiğimiz keçe vardır. Türk boyları ondan keçe külah, keçe çadır yaparlarmış. Üstelik yaygın bir sözcüktür Türkçe’de. Onunla kurulan deyimler de vardır.
Koyun yünü veya keçi kılının dokunulup, dövülmesinden elde edilen bir tür kumaştır. Keçe külahlar ondan yapılır. Burada Arnavutlarda yaygın olan keçe külahın aynısı,  kullanım bakımından, Türkmenlerde yaygın bir külahtır.

İzninizle olayın folklorik yanına geçeyim.

Eskiden erkekler ayakkabı yerine, arkası basık bir tür giyecek olan yemeni giyermiş. Yemeniler üstüne tozluk takarmış… Fermene yelekleri varmış. Üstlerine cepken atarlarmış ya da giyermişler… Başlarına fes takarlarmış kenttekiler. O yörenin Türklerinde tor varmış… Yalnız Üsküp ağzında ‘tor’, üstü kesik kısa keçe külahtır… Sözcüklerin yapılışına girelim: toz-luk 'toz' sözcüğünün 'luk' ekiyle türetilerek elde edilmiş yeni bir sözcüktür. Torbaş gene bileşik isimdir. Tor ve baş sözcüklerinin bir araya getirilerek meydana çıkan ayrı bir kelimedir. Türkçemizde bileşik isimler çoktur… Hangi birini örnek vereyim!

O zaman Makedonların ortaya attıkları sözcükte doğruluk payı vardır. Torbaş sözcüğü, Rumeli’de görülen sözcüğün son hecesinin yumuşaması kuralına göre değişmiş: Torbeş olmuştur!

Açık kalan bir sorun vardır… Dilleri?

MANU’nun en büyük kanıtı budur! Ancak onların dillerinin Makedonca’laşma süreci çok uzun sürmüştür… Asırlarca üstelik… Makedonca’yı Sırpça’laştırma (Üsküp, Kumanova, Eğri Palanka), Bulgarca’laştırma (Doğu Makedonya'nın neredeyse tamamında) izleniyor. Makedonlar, Makedonca’nın ağızları da deyebilir bunlara… Ancak başka bir gerçekle yüz yüzeyiz: Makedonlaşan Şoplar ve Şıkretalar da dillerini Makedonca’laştırmışlar!

Buradan çıkan nedir?
MANU’dakiler bilge… Bizse onlar kadar olamayız!

(Devam edecek)
Not: Yazı, yazarını bağlar. Yazıların her hakkı yazarına aittir. Yazının tamamı veya alıntılanan bölümü izin alınmadan ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz !

Comments (2)

tesekkurler bılgıler ıcın :)

MERHABALAR SERCAN DOST,
BU İŞİ İNSANI SEVEREKTEN YAPIYORUZ. BİLGE DEĞİLİZ MAKEDONYADA MANU KURUMDA OLDUĞU KİŞİLER GİBİ.
BU YAZIM 3. BÖLÜMLE SON BULACAKTIR.
O BÖLÜMLE ASLINDA NE DEMEK İSTEDİĞİM TAMAMEN AYANLIK KAZANACAKTIR.
İLGİNİZE TEŞEKKÜRLER!

BAKİ SELAM